Ünalan’ın dar sokaklarında akşamüstü güneşi, apartmanların camlarına vururken her şeyi altın rengine boyuyordu. Ağaçların gölgesi kaldırıma düşmüş, hafif bir rüzgâr yaprakları hışırdatıyordu. O akşam Ünalan’da her şey daha yavaş, daha sıcak ve daha tehlikeli görünüyordu.
Ece, kapının zilini çaldığında kalbinin göğüs kafesine vuruşunu duyabiliyordu. Kapı açıldı. İçeriden loş bir ışık süzülüyordu. Ayakkabılarını çıkardı. Çıplak ayakları soğuk parkeye değdiğinde omurgasından ince bir ürperti geçti. Koridorun sonundaki salonun kapısı aralıktı. Orada, geniş pencerenin önünde, sırtı şehre dönük bir adam duruyordu.
Can.
Onu en son bir yıl önce, aynı evde, aynı pencerede bırakmıştı. O zaman aralarında bitmemiş bir gece, yarım kalmış dokunuşlar ve hiç söylenmemiş cümleler vardı. Şimdi ise her şey daha ağır, daha keskindi. Can yavaşça döndü. Gözleri Ece’yi süzdü. Uzun, ölçülü, aç bir bakış.
“Geldin,” dedi sesi kısık.
Ece cevap vermedi. Sadece yaklaştı. Aralarındaki mesafe bir adım kalınca Can elini kaldırdı, Ece’nin yanağına dokundu. Başparmağı dudağının kenarını okşadı. Ece bir adım daha attı. Göğsü Can’ın göğsüne değdi. Kumaşların arasından bile ısılarını hissediyorlardı.
Can eğildi. Dudakları önce Ece’nin alnına, sonra göz kapaklarına, sonra da dudağına değdi. Öpücük yavaştı. Dil uçları birbirine değdiğinde Ece hafifçe inledi. Can’ın eli beline kaydı, kumaşı kavradı, yukarı çekti. Etek ucu kalçalarına toplandı. Soğuk hava çıplak tenine değdi.
“Burada mı?” diye fısıldadı Ece.
“Evet. Burada.”
Can onu pencerenin kenarına doğru yürüttü. Ece’nin sırtı cama dayandı. Dışarıda şehrin ışıkları yanıp sönüyordu. İçeride ise her şey hızla ısınıyordu. Can diz çöktü. Etek ucunu daha da yukarı kaldırdı. Dantelli külotunun kenarını parmaklarıyla yakaladı, yavaşça aşağı indirdi. Kumaş bacaklarından kayıp ayak bileklerine düştü. Ece bir ayağını çıkardı. Can öbür ayağını da tuttu, külotu tamamen çıkardı, bir kenara attı.
Sonra ağzını Ece’nin bacaklarının arasına götürdü.
İlk yalama sıcak ve ıslaktı. Ece’nin belinden bir titreşim geçti. Elleri cama yaslandı, parmakları buğulanmış yüzeye yapıştı. Can diliyle yavaşça, ısrarla geziyordu. Bazen klitorisini emiyor, bazen dilini içeri sokup kıvrımlarını hissediyordu. Ece’nin nefesleri hızlandı. Bacakları titriyordu. Can bir elini Ece’nin kalçasına koydu, onu daha fazla ağzına doğru çekti. Diğer eli ise gömleğinin düğmelerini çözmeye çalışıyordu. Düğmeler birer birer açıldı. Göğüsleri serbest kaldı. Can bir an ağzını çekti, yukarı bakıp Ece’nin memelerini seyretti, sonra tekrar dilini içeri daldırdı.
Ece’nin inlemesi yükseldi. “Can… lütfen…”
Adam ayağa kalktı. Ece’yi kucağına aldı, salondaki geniş kanepeye taşıdı. Üzerine eğildi. Ece’nin gömleğini tamamen çıkardı. Kendi gömleğini de sırtından sıyırdı. Tenleri birbirine değdiğinde ikisi de aynı anda nefesini tuttu. Can pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarını indirdi. İç çamaşırını aşağı çekti. Sertliği Ece’nin karnına değdi. Sıcak, ağır, bekleyen.
Ece elini uzattı, onu kavradı. Başparmağıyla ucunu okşadı. Can’ın gözleri karardı. Ece dizlerinin üzerine doğruldu, adamı kanepenin kenarına oturttu, sonra eğilip ağzına aldı. Yavaşça. Diliyle altını yaladı, sonra derinlemesine yuttu. Can’ın eli saçlarına gitti, parmakları köklerinden tuttu. Ece’nin başını yavaşça hareket ettirdi. Tükürük sesleri, ıslak sesler odaya yayıldı. Can’ın nefesleri kesik kesikti.
Bir süre sonra Can Ece’yi geriye doğru yatırdı. Bacaklarını ayırdı. Ucu ıslak girişine dayandı. Bir saniye bekledi. Göz göze geldiler. Sonra yavaşça içeri girdi. Ece’nin içini doldururken ikisi de aynı anda inledi. Can tam köküne kadar girdi, orada kaldı. Ece’nin etrafını sımsıkı sardığını hissediyordu. Sonra hareket etmeye başladı. Yavaş, derin, ölçülü vuruşlar. Her girişte Ece’nin göğüsleri titriyordu. Can eğilip bir memesini ağzına aldı, dilini ucuna doladı, emerken kalçalarıyla vurmaya devam etti.
Ece bacaklarını Can’ın beline doladı. Topuklarıyla onu daha derine çekti. “Daha sert…” diye fısıldadı.
Can dinledi. Vuruşlar hızlandı. Derinlik arttı. Oda cinsel birlikteliğin sesleriyle doldu: ten sesleri, ıslak sürtünme, nefesler, inlemeler. Can bir elini Ece’nin klitorisine götürdü, parmaklarıyla daireler çizdi. Ece’nin içi daha da sıkılaştı. Orgazm yaklaştığını hissediyordu. Bacakları gerildi, tırnakları Can’ın sırtına battı.
“Gel… benimle gel,” diye fısıldadı Can.
Ece’nin bedeni bir anda kasıldı. Dalga dalga gelen orgazm onu sardı. İçeriden sızan sıcaklık, bacaklarındaki titreme, boğazından çıkan boğuk çığlık… Can da aynı anda boşaldı. Derin, uzun bir iniltiyle Ece’nin içine aktı. Birkaç saniye hiç kıpırdamadılar. Sadece nefes alıyorlardı. Terleri birbirine karışmıştı.
Can yavaşça çıktı. Ece’nin yanına uzandı. Kollarını onun beline doladı. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu. Ece başını Can’ın göğsüne yasladı. Dışarıda şehrin uğultusu devam ediyordu. İçeride ise sadece kalp atışları vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Can parmaklarını Ece’nin beline, kalçasına, uyluğunun içine gezdirdi. Dokunuşlar tekrar canlandı. Ece’nin nefesleri yeniden hızlandı. Can’ın eli bacaklarının arasına kaydı. Hâlâ ıslaktı. Parmaklarını içeri soktu, yavaşça hareket ettirdi. Ece bacağını kaldırdı, Can’ın omzuna koydu. Adam parmaklarını daha derin, daha hızlı hareket ettirdi. Başparmağıyla klitorisini ovuşturdu. Ece’nin ikinci orgazmı daha hızlı geldi. Bu sefer sesini bastıramadı. İnlemesi salonda yankılandı.
Can parmaklarını çıkardı, ıslak parmaklarını Ece’nin dudağına götürdü. Ece onları emdi. Sonra Can tekrar üzerine çıktı. Bu sefer daha aceleciydi. Ece’yi yüzüstü çevirdi, kalçalarını yukarı kaldırdı. Arkadan girdi. Derin, sert, ritmik. Ece’nin yüzü yastığa gömüldü. Her vuruşta bedeni sarsılıyordu. Can bir elini boynuna, diğerini kalçasına koydu. Parmakları boynunda hafifçe sıkıyordu. Ece’nin içi tekrar kasılmaya başladı. Can hızını artırdı. Son vuruşlarda neredeyse kontrolünü kaybediyordu. İkisi birden boşaldı. Ece’nin bacakları titredi, Can’ın bedeni onun üzerine yığıldı.
Sonra yine sessizlik.
Can Ece’yi yanına çekti. Terli bedenlerini birbirine sardı. Parmakları saçlarını okşuyordu. Ece gözlerini kapattı. Dışarıda Ünalan’ın gecesi ağır ağır çöküyordu. İçeride ise iki beden, iki nefes, iki kalp hâlâ birbirine tutunuyordu.
Gece boyunca birkaç kez daha birbirlerine dokundular. Bazen yavaş, bazen aceleci. Kanepede, yerde, pencerenin önünde… Her seferinde biraz daha açıldılar, biraz daha derinlere indiler. Sabaha karşı, gri ışıklar odaya süzülmeye başladığında, Ece’nin başı hâlâ Can’ın göğsündeydi. Adamın parmakları usul usul belini okşuyordu.
“Kalacak mısın?” diye sordu Can, sesi uykulu.
Ece cevap vermedi. Sadece daha sıkı sarıldı. Dışarıda kuşlar uyanmaya başlamıştı. Ünalan’ın sabahı yavaş yavaş doğuyordu. Ama içeride, o loş odada, zaman hâlâ yavaş akıyordu. İki beden, iki nefes, ve aralarında biriken her şey… henüz bitmemişti.
Can elini Ece’nin memesine götürdü. Parmakları ucunu hafifçe sıktı. Ece’nin nefesi yine değişti. Adam eğilip boynunu öptü, ısırdı, yaladı. Ece’nin eli Can’ın sertliğine uzandı. Hâlâ sertti. Ece onu kavradı, yavaşça sıvazladı. Can inledi. Ece dizlerinin üzerine doğruldu, adamı yatırdı, üzerine çıktı. Yavaşça üzerine oturdu. İçine alırken ikisi de aynı anda nefes verdi. Ece kalçalarını hareket ettirmeye başladı. Yavaş, derin, daireler çizerek. Can’ın elleri onun beline, sonra memelerine gitti. Ece başını geriye attı. Saçları sırtına döküldü. Ritmi hızlandı. İçerideki sürtünme her hareketle daha da yoğunlaşıyordu. Can kalçalarını yukarı kaldırarak ona karşılık verdi. Ece’nin orgazmı bu sefer daha uzun sürdü. Kasılmaları Can’ı da tetikledi. Adam boğuk bir sesle boşaldı. Ece’nin içi sıcaklığını aldı.
Sonra yine birbirlerine sarıldılar. Bu sefer daha yorgundular. Ama doymamışlardı. Can’ın parmakları hâlâ Ece’nin teninde geziniyordu. Sanki her santimini ezberlemek istiyormuş gibi. Ece gözlerini kapattı. Dışarıda şehrin uğultusu, içeride ise sadece nefesler vardı.
Gün ağarırken, ışıklar daha netleşirken, Ece yavaşça kalktı. Can’ın gözleri onu izliyordu. Ece eğilip onu öptü. Uzun, yavaş, derin bir öpücük. Sonra fısıldadı:
“Akşama yine gelirim.”
Can gülümsedi. Elini uzattı, Ece’nin bileğini tuttu.
“Beklerim.”
Ece giyinirken Can hâlâ onu seyrediyordu. Kapıya doğru yürürken bir kez daha döndü. Göz göze geldiler. O bakışta her şey vardı: dün gece, bu sabah, ve henüz yaşanmamış tüm geceler.
Kapı kapandığında, Can yalnız kaldı. Ama odada hâlâ Ece’nin kokusu vardı. Yasemin, ter ve sex. Pencereden dışarı baktı. Ünalan’ın sabahı yavaş yavaş uyanıyordu. Ama onun için gece henüz bitmemişti.
Akşam olunca yine aynı kapı çalacaktı. Ve her şey yeniden başlayacaktı. Daha yavaş, daha derin, daha doyumsuz
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
Çatalca Vip’in loş, doğa manzaralı odasında, İstanbul’un kuzeybatı yakasının gece sessizliği uzaktan hissedilirken Eli...
Darıca Vip, Marmara’nın kıyısında, yeşil tepelerin eteğinde yükselen o modern sahil villasının adıydı. Gece, denizden gelen haf...
Edirne Vip’in loş, tarihi dokulu odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendi...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...