Şerifali’nin sakin ve ağaçlı sokaklarında akşamüstü rüzgârı eserken, Melis adımlarını yavaşlattı. Güneş batmak üzereydi; gökyüzü turuncu ve mor tonlara bürünmüş, kaldırımlardan yükselen hafif toz akşam ışığında parlıyordu. Şerifali’de yaşamak, bazen bu kadar çıplak bir arzuyla karşılaşmak demekti. Birkaç cümle sonra aynı isim yine aklına geldi: Şerifali’nin o loş ara sokaklarında, kimsenin bakmadığı kapı aralıklarında neler yaşanabileceğini çok iyi biliyordu.
Melis, otuz yaşındaydı. Uzun siyah saçlarını omzuna dökülmüş, ince siyah bluzunun düğmelerini bilerek biraz açık bırakmıştı. Telefonundaki mesaj hâlâ ekranda duruyordu: “Kapı açık. Gel. Bekliyorum.” Gönderen, üç aydır tanıştığı Can’dı. Can, Şerifali’de eski bir apartmanın üçüncü katında oturuyordu. Geniş omuzları, koyu sakalı ve her bakışında sanki daha fazlasını istiyormuş gibi bakan o gözleriyle Melis’i ilk buluşmada ele geçirmişti.
Merdivenleri çıkarken kalbi hızlandı. Kapı gerçekten aralıktı. İçeri girdiğinde loş ışık, duvardaki eski plaklar ve yerdeki kalın kilim onu karşıladı. Can, salondaki kanepeye yaslanmış, siyah bir tişört ve gri eşofman altıyla oturuyordu. Gözleri Melis’i baştan aşağı süzdü.
“Geldin,” dedi sesi alçak ve kalın. “Çok uzun sürdü.”
Melis kapıyı arkasından kapattı. “Yolda düşündüm. Buraya gelirken her adımda daha çok ıslandığımı fark ettim.”
Can gülümsedi, elini uzattı. Melis’i kendine çekti. Öpücük yavaş başladı; dudaklar birbirini tanıdı, sonra dil, diş, nefes. Can’ın eli beline kaydı, eteğinin altından yukarı doğru ilerledi. Parmakları uyluğunun içini okşarken Melis hafifçe inledi. Can’ın parmakları külotunun kenarına ulaştığında, kumaşın ne kadar ıslak olduğunu hissetti.
“Böyle mi geldin?” diye fısıldadı kulağına. “Sokakta yürürken bile aklın burada mıydı?”
Melis başını salladı. Can onu kanepenin kenarına doğru itti, eteğini beline kadar sıyırdı. Külotunu yavaşça indirdi. Melis’in bacakları ayrıldı. Can dizlerinin üzerine çöktü. Sıcak nefesi klitorisine değdiğinde Melis’in dizleri titredi. Dili yavaş, ısrarlı hareketlerle kaydı; bazen emdi, bazen sadece ucuyla okşadı. Melis’in elleri Can’ın saçlarına gömüldü. Kalçaları istemsizce öne doğru itiliyordu. Can iki parmağını yavaşça içeri soktu, dilini hiç durdurmadan ritmi hızlandırdı. Melis’in inlemeleri salonda yankılandı. Birkaç dakika içinde vücudu gerildi, kasıldı, sonra boşaldı. Can onu yalamaya devam etti, ta ki Melis’in bacakları titreyip onu geri çekmeye çalışana kadar.
Can ayağa kalktı, tişörtünü çıkardı. Melis’in elleri hemen göğsüne, sonra eşofmanının beline gitti. Aşağı indirdiğinde sertliği ortaya çıktı; kalın, damarlı, ucu parlak. Melis dizlerinin üzerine çöktü. Önce dilinin ucuyla yaladı, sonra ağzını açıp yavaşça aldı. Can’ın eli saçlarına dolandı, ama zorlamadı; sadece ritmi hissetmesini sağladı. Melis boğazının gerisine kadar aldı, gözleri yaşardı, ama bırakmadı. Tükürüğü çenesine aktı. Can’ın nefesleri hızlandı.
“Yeter,” dedi aniden. “Yatağa.”
Yatak odası küçük ama sıcaktı. Can Melis’i yatağa yatırdı, bluzunun düğmelerini tek tek açtı. Sütyenini çıkardı, memelerini avuçladı, meme uçlarını parmaklarıyla oynattı, sonra ağzına aldı. Emme, ısırma, yalama… Melis’in beli kalkıyordu. Can bacaklarını ayırdı, sertliğini yavaşça sürttü. Sonra bir hamlede içine girdi. Melis yüksek sesle inledi. Can hareket etmeye başladı; derin, sert, kontrollü. Her girişte Melis’in tırnakları sırtına gömülüyordu.
“Daha sert,” diye fısıldadı Melis. “Lütfen.”
Can onu çevirdi, dizlerinin üstüne getirdi. Arkadan girdi. Bir eliyle saçlarını yakaladı, diğer eliyle belini kavradı. Vuruşlar hızlandı. Odada sadece ten sesleri, nefesler ve ıslak sesler vardı. Can ara sıra durup sadece ucuyla oynuyor, sonra tekrar derine dalıyordu. Melis ikinci kez boşaldığında, Can onu sırtüstü çevirdi, bacaklarını omuzlarına aldı ve daha da derinleşti. Göz göze geldiler. Can’ın alnından ter damlıyordu.
“İçine mi?” diye sordu.
Melis başını salladı. “İçime boşal.”
Can birkaç sert hamleden sonra gerildi, inledi ve boşağı Melis’in içine aktı. Bir süre öyle kaldılar; nefesleri yavaş yavaş sakinleşti. Can yanına uzandı, elini Melis’in karnına koydu. Parmağıyla yavaşça klitorisini okşamaya başladı. Melis hâlâ hassastı ama uzaklaşmadı. Can’ın parmakları yumuşak, ısrarcı hareketlerle dolaştı. Üçüncü orgazm daha yumuşak, daha uzun sürdü. Melis’in vücudu hafifçe sarsıldı, sonra gevşedi.
Bir süre sessizce yattılar. Can’ın parmakları hâlâ bacaklarının arasında, yavaşça okşuyordu.
“Şerifali’de böyle geceler… alışkanlık olur,” dedi Can.
Melis gülümsedi. “O zaman daha sık gelmem lazım.”
Can onu öptü. Bu sefer yavaş, derin, tatlı. Sonra elini tekrar aşağı indirdi. Melis’in bacakları istemsizce açıldı. Can parmaklarını içine soktu, başparmağıyla klitorisini ovdu. Melis’in nefesi yine hızlandı. Can yavaş yavaş aşağı kaydı, dilini tekrar kullandı. Bu sefer daha nazik, daha uzun sürdü. Melis’in elleri çarşafa tutundu. Dördüncü orgazm geldiğinde sesi boğuk çıktı; neredeyse ağlıyormuş gibi.
Can yukarı çıktı, onu kucakladı. Sertliği yine kalkmıştı. Melis elini uzattı, yavaşça sıvazladı. Sonra üzerine çıktı. Yavaşça oturdu, içine aldı. Kalçalarını sallamaya başladı. Can’ın elleri kalçalarında, bazen sıkıyor, bazen bırakıyordu. Melis öne eğildi, memelerini Can’ın ağzına verdi. Can emdi, ısırdı, dilini gezdirdi. Melis’in hareketleri hızlandı. Bu sefer birlikte boşaldılar; Melis önde, Can hemen ardından. Sıcaklık yine içine yayıldı.
Sonra yan yana uzandılar. Terleri birbirine karışmıştı. Can’ın parmağı Melis’in memesinde geziyor, ara sıra uçunu sıkıyordu.
“Daha bitmedik,” dedi Can. “Gece uzun.”
Melis gülümsedi. “O zaman göster.”
Can ayağa kalktı, Melis’i kollarından tutup kaldırdı. Onu duvara yasladı. Bacaklarını iki yana açtırdı, sertliğini tekrar içine sürdü. Ayakta, duvara yaslı, sert ve hızlı. Melis’in sırtı duvara sürtünüyordu. Can bir eliyle boğazını hafifçe kavradı, diğer eliyle kalçasını tuttu. Her vuruşta Melis’in inlemesi daha yüksek çıkıyordu. Can yavaşladı, sadece ucuyla oynadı, sonra tekrar derine indi. Bu oyun birkaç kez tekrarlandı. Melis neredeyse yalvarıyordu.
“Lütfen… bırak boşalayım.”
Can gülümsedi, hızlandı. Melis’in vücudu gerildi, kasıldı, sonra boşaldı. Can da hemen ardından geldi; bu sefer dışarı çekti, sütünü Melis’in karnına ve memelerine boşalttı. Parmaklarıyla yaydı, sonra o parmakları Melis’in ağzına götürdü. Melis emdi.
Yatağa geri döndüler. Bu sefer daha yavaş, daha uzun sürdüler. Can Melis’i yan yatırdı, arkadan girdi. Bir eliyle memesini, diğer eliyle klitorisini okşadı. Yavaş, derin, ritmik. Melis’in gözleri kapalıydı; sadece hissediyordu. Can ara sıra durup sadece parmaklarını kullanıyor, sonra tekrar içine giriyordu. Saatler ilerledikçe orgazmlar birbirine karıştı. Melis artık sayamıyordu.
Gece yarısını geçmişti. Can Melis’i yine sırtüstü yatırdı, bacaklarını geniş açtı. Dilini kullandı; bu sefer çok yavaş, çok dikkatli. Her yalama, her emiş, Melis’i titretiyordu. Can iki parmağını soktu, kıvrımlı hareketlerle içini okşadı. Melis’in beli kalkıyordu. Can dilini hiç durdurmadan parmaklarını hızlandırdı. Melis yüksek sesle inledi, boşaldı, sonra hemen ardından yine boşaldı. Vücudu sarsılıyordu.
Can yukarı çıktı, öptü. Tadı karışıktı. Sonra sertliğini yavaşça sürttü ve içine girdi. Bu sefer çok yavaştı. Her giriş uzun, her çıkış daha da uzun. Göz göze bakıyorlardı. Can ara sıra durup sadece içerde bekliyordu. Melis’in iç kasları onu sıkıyordu. Can’ın nefesi boğuklaştı.
“Senin içinde… çok güzel,” diye fısıldadı.
Melis bacaklarını beline doladı. “Daha derine.”
Can itti. Derinleşti. Hareketler yavaş yavaş hızlandı. Yatak gıcırtı çıkarıyordu. Melis’in tırnakları yine sırtına gömüldü. Can bir eliyle boğazını hafifçe sıktı, diğer eliyle klitorisini ovdu. Melis’in gözleri bulandı. Boşaldı. Can da hemen ardından; bu sefer uzun uzun, titreye titreye içine aktı.
Sonra yattılar. Can’ın eli hâlâ Melis’in bacaklarının arasında, yavaşça okşuyordu. Melis’in nefesi sakinleşmişti ama vücudu hâlâ hassastı. Can parmağını yavaşça soktu, çıkardı, soktu. Melis uzaklaşmadı. Can eğildi, meme ucunu emdi. Parmağıyla ritmi sürdürdü. Melis’in kalçaları yine hareket etmeye başladı. Beşinci… altıncı… artık fark etmiyordu. Sadece o parmaklar, o dil, o sıcaklık vardı.
Sabaha karşı, Can yine sertleşmişti. Melis onu eliyle sıvazladı, sonra ağzına aldı. Yavaş yavaş yaladı, emdi, boğazına kadar aldı. Can’ın eli saçlarındaydı. Melis bırakmadı. Can boşaldığında, Melis hepsini yuttu, sonra dilini temizledi.
Yan yana uzandılar. Can Melis’i kucakladı.
“Şerifali’de böyle bir gece daha ister misin?” diye sordu.
Melis gülümsedi, elini Can’ın sertliğine götürdü. Hâlâ sıcaktı, hâlâ doluydu.
“Yarın akşam yine gelirim,” dedi. “Kapı yine açık olsun.”
Can onu öptü. Melis’in bacakları yine açıldı. Can’ın parmakları yine içeri girdi. Gece bitmemişti. Şerifali’nin o loş odasında, iki beden birbirini yeniden keşfetmeye devam etti; yavaş, ıslak, bitmek bilmeyen bir arzuyla. Melis’in inlemeleri, Can’ın nefesleri, tenlerin sürtünmesi… Sabahın ilk ışıkları pencereye vurana kadar sürdü. Ve o ışıklar içeri sızdığında bile, eller hâlâ hareket halindeydi, dudaklar hâlâ arıyordu, bedenler hâlâ birbirinin içinde kaybolmak istiyordu.
Melis, Can’ın omzuna yaslanmış, parmaklarını göğsünde gezdirirken fısıldadı: “Bir daha… bir kez daha.”
Can gülümsedi, onu üstüne çekti. Melis yavaşça oturdu, içine aldı. Kalçalarını sallamaya başladı. Bu sefer daha yavaş, daha uzun, daha derin. Can’ın elleri kalçalarında, belinde, memelerinde geziniyordu. Melis öne eğildi, saçları Can’ın yüzüne döküldü. Öpüştüler. Hareketler hızlandı. Melis boşaldı. Can da. Sonra yine yattılar. Ama eller hiç durmuyordu. Parmaklar, diller, nefesler… Şerifali’nin o sabahında, arzu hâlâ canlıydı. Ve ikisi de bırakmak istemiyordu.
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un canlı ve köklü semtlerinden biri olan Beşiktaş’ın sahil kenarındaki ışıklı caddelerinde, her şey o gece fa...
Bakırköy’ün dar ve nemli sokaklarında yürürken, sıcak yaz akşamının havası tenime yapışıyordu. Bakırköy&rsq...
Samandıra’nın gece serinliği caddeye yayılırken, sarı saçlı kadın sitenin merdivenlerini çıkıyordu. Uzaktan gelen araba sesl...