Haramidere Esmer, o gecenin en koyu ve en ateşli gölgesiydi. İstanbul’un Avrupa yakasında, yüksek binaların arasında sıkışmış eski bir sitenin en üst katındaki dairede, perdeleri yarı açık pencerenin önünde duruyordu. Haramidere Esmer… Bu iki kelime dilimde ağır ağır yuvarlanıyor, her hecesi tenime yapışıyordu.
O, uzun esmer saçlarını omzunun üzerinden arkaya atmış, ince siyah saten bir sabahlıkla bana bakıyordu. Sabahlığın yakası açık, göğüslerinin derin dekoltesi görünüyordu. Memelerinin uçları kumaşın altında belirginleşmiş, koyu kahverengi areolaları belli belirsiz belli oluyordu. Gözleri kömür gibi siyahtı, bakışları ise ateş gibi yakıcı. Haramidere’nin dar sokaklarında büyümüş, gece rüzgârının taşıdığı nemli asfalt ve yasemin kokusunu tenine sindirmiş bir kadın. Ve ben, o akşam kapıyı açtığında, içimde bir şeylerin paramparça olduğunu hissettim.
Kapı arkamızdan kapanır kapanmaz, o bir adım yaklaştı. Hiçbir şey söylemeden sabahlığının kuşağını çözdü. Kumaş omuzlarından kaydı, yere düştü. Tamamen çıplaktı. Esmer teni, loş odanın ışığında bakır gibi parlıyordu. Göğüsleri dolgun ve ağır, belı ince, kalçaları yuvarlak ve dolgun… Bacaklarının arasında koyu, kıvırcık kılların arasından parlayan ıslak yarığı görünüyordu. Zaten hazırdı. Dudakları hafif aralık, nefesleri hızlı.
Elimi uzattım. Parmaklarım önce boynuna, sonra omzuna, oradan da memesinin üzerine kaydı. Uçunu başparmağımla ezdım. O, başını geriye attı, boynu uzadı. İnledi. Diğer elimi belinden kaydırarak kalçasına götürdüm, sıkıca kavradım. Etini parmaklarımın arasında hissettim. Sonra parmaklarımı aşağıya, bacaklarının arasına indirdim. Sıcak, kaygan, dolgun dudaklar parmaklarımı yuttu. Orta parmağımı içeri soktum. Dar ve ateş gibi sıcak bir kavrayışla sıktı. İkinci parmağımı da ekledim. Parmaklarımın üzerinde yavaşça salınmaya başladı.
“Daha derin,” diye fısıldadı. “Haramidere Esmer’i unutma… Bu gece tamamen seninim.”
Parmaklarımı daha sert, daha ritmik hareket ettirdim. O, kalçalarını bana doğru itiyor, inliyor, saçları omuzlarından dökülüyordu. Birden dizlerinin üzerine çöktü. Elleriyle kemerimi çözdü, fermuarımı indirdi. Beni dışarı çıkardı. Sıcak nefesi ucuma değdi. Dilini ucuma sürdü, yavaşça emmeye başladı. Ağzı sıcak ve ıslaktı. Başını ileri geri hareket ettirirken, bir eliyle memesini sıkıyor, diğer eliyle kendi ıslaklığını okşuyordu. Ben de saçlarını tuttum, yavaşça boğazına kadar ittim. O, gözleri dolu dolu bana bakarak yutkunuyor, emmeye devam ediyordu.
Bir süre sonra kalktı. Beni yatağa doğru itti. Üzerime çıktı. Kalçalarını kaldırdı, yavaşça içine aldı. Sıcak, dar, ıslak… Her inişinde içimi dolduruyordu. Ellerimle kalçalarını kavradım, parmaklarımı etine gömdüm. O, başını öne eğdi, saçları yüzüme döküldü. Dudaklarını benimkine bastırdı. Dilini ağzıma soktu, emdi, ısırdı. Kalçalarını daha hızlı sallamaya başladı. Her inişte memeleri sallanıyor, uçları göğsüme sürtünüyordu.
“Sert… Daha sert,” diye inliyordu. Ben de kalçalarımı kaldırarak ona karşılık verdim. Her vuruşta daha derinlere giriyordum. O, tırnaklarını sırtıma geçirdi, çizdi. İnlemeleri yükseliyordu. Bir an durdu, kalktı, arkasını döndü. Dizlerinin üzerine çöktü, kalçalarını bana doğru kaldırdı. Ellerini yatağa koydu, belini çukurlaştırdı. O pozisyonda, esmer kalçalarının arasındaki o pembe, ıslak yarığı tamamen açıkta bırakmıştı. Ben de dizlerimin üzerine kalktım, bir elimi beline koydum, diğer elimi de o yarığa götürdüm. Parmaklarımı içine soktum, ileri geri hareket ettirdim. O, inleyerek kalçalarını bana doğru itiyordu.
Sonra kendimi içine gömdüm. Bir hamlede. Derin. O, yüksek sesle inledi. Ellerimle kalçalarını kavradım, parmaklarımı etine gömdüm. Sertçe, ritmik bir şekilde hareket etmeye başladım. Her vuruşta kalçaları sarsılıyor, memeleri sallanıyor, saçları omuzlarından dökülüyordu. Ter kokusu, ten kokusu, ıslaklık kokusu birbirine karışmıştı. O, “Daha… Daha sert… Haramidere Esmer’i unutma…” diye inliyordu. Ben de daha sert vurdum. Bir elimi saçlarına götürdüm, hafifçe çektim. Başını geriye doğru çektim. Boynu tamamen açıkta kalmıştı. Eğildim, ensesini ısırdım, dilimi boynuna sürdüm.
Bir süre böyle devam ettik. Sonra onu sırtüstü yatırdım. Bacaklarını omuzlarıma aldım. Derinlere kadar girdim. O pozisyonda her vuruşta rahminin ağzına çarpıyordum. O, tırnaklarını sırtıma geçirdi, çizdi. “Boşalma… İçime boşal…” diye yalvarıyordu. Ben de hızlandım. Son vuruşlarım sert ve derin oldu. İçinde boşaldım. Sıcak sıvı her yere yayıldı. O da aynı anda orgazma ulaştı. Kasları sıkıca kavradı beni, titredi, inledi, gözleri kapandı.
Bir süre öyle kaldık. Nefes nefese. Ben hâlâ onun içindeydim. O, elleriyle yüzümü okşadı. “Haramidere Esmer… Bu gece seninle her şeyi yaşadım,” dedi. Gülümsedim. Onu kucağıma aldım, yatağın kenarına oturttum. Bacaklarını açtım. İçinden süzülen beyaz sıvıyı dilimle temizledim. Tadını aldım. O, utangaç bir şekilde inledi. “Daha…” dedi. Ben de dilimi yarığına bastırdım, klitorisini emdim, emdim, emdim… O, yeniden inlemeye başladı. Bacakları titriyordu. Ellerini saçlarıma geçirdi, başımı daha aşağıya bastırdı. Dilimi içine soktum, ileri geri hareket ettirdim. O, kalçalarını kaldırıp indirdi, dilime sürtündü. Birkaç dakika içinde yeniden boşaldı. Sıcak sıvı dilime aktı. Yuttum.
Sonra onu yatağa yatırdım. Üzerine uzandım. Göğüslerini emmeye başladım. Bir memeyi ağzıma aldım, diğerini elledim. O, bacaklarını bana doladı. Ben de yeniden sertleşmiştim. İçine girdim. Bu sefer yavaş, derin, uzun vuruşlarla. Göz göze. O, her vuruşta inliyor, dudaklarını ısırıyor, gözlerini kapatıp açıyordu. “Adımı söyle,” dedim. “Söyle.”
“Haramidere Esmer…” diye fısıldadı. “Senin Haramidere Esmer’in…”
Bu kelimeler ağzından dökülürken, içimde bir şeyler coştu. Daha sert, daha derin vurmaya başladım. O da aynı anda kalçalarını kaldırıyordu. Birlikte yükseldik. Birlikte titredik. Birlikte boşaldık. Bu sefer daha uzun, daha yoğun. O, tırnaklarını sırtıma geçirdi, boynumu ısırdı. Ben de onun boynunu emdim, iz bıraktım.
Gece boyunca birkaç kez daha yaptık. Mutfakta, tezgâhın üzerinde. Bacakları açık, elleri tezgâha yapışık, ben arkadan giriyordum. Her vuruşta memeleri sallanıyor, inliyordu. Sonra banyoda. Duşun altında, ıslak bedenler birbirine yapışmış, sabun köpükleri arasında kayarak. O, dizlerinin üzerine çöktü, beni ağzına aldı. Dilini ucuma sürdü, emdi, yutkunarak aldı. Ben de saçlarını tuttum, yavaşça boğazına kadar ittim. O, gözleri dolu dolu bana bakarak emmeye devam etti. Sonra kalktı, duvara yaslandı, bir bacağını kaldırdı. Ben de içine girdim. Islak, kaygan, sıcak… Duşun sesi inlemelerini bastırıyordu ama ben duyuyordum. Her inleme, her “aah”, her “daha”…
Sabaha karşı yatakta, yorgun bedenlerimiz birbirine sarılmış yatıyorduk. O, başını göğsüme yaslamış, parmaklarıyla göğüs kıllarımı okşuyordu. “Yine gel,” dedi. “Haramidere Esmer seni bekleyecek.”
Ben de onu öptüm. Dudaklarını, boynunu, memelerini, karnını, bacaklarının arasını… Her yerini. Son bir kez daha, yavaş ve uzun. Bu sefer sadece bakışlarla, nefeslerle, tenlerin birbirine sürtünmesiyle. O, orgazma ulaşırken gözleri doldu. Ben de içinde boşalırken, ismini fısıldadım: “Haramidere Esmer…”
Sabah olduğunda, o hâlâ uykudaydı. Sabahlığını giydirmedim. Çıplak bedenini izledim. Esmer teni, sabah ışığında daha da güzel görünüyordu. Kalçalarının yuvarlaklığı, belinin çukuru, memelerinin ağırlığı… Her detayı aklıma kazındı. Kalkmadan önce bir not bıraktım. “Bu geceyi unutma. Haramidere Esmer, seninle her şeyi yaşadım. Yine geleceğim.”
Kapıyı sessizce kapattım. Dışarıda hava serindi. Ama içimde hâlâ onun sıcaklığı vardı. O gece, o daire, o beden… Her şey, isminin iki kelimesinde toplanmıştı: Haramidere Esmer.
O günden sonra her hafta aynı saatte aynı kapıyı çaldım. Bazen o beni karşıladı, bazen ben onu. Bazen hızlı, sert, duvara yaslanmış; bazen yavaş, uzun, yatakta. Bazen sadece dilimle, bazen sadece parmaklarımla, bazen her ikisiyle. O, her seferinde “Haramidere Esmer” diyerek inliyordu. Ben de her seferinde o ismi duydukça daha çok istiyordum.
Bir akşam, yağmur yağıyordu. Kapıyı açtığında üzeri sırılsıklamdı. İnce bir tişört vardı. Islak kumaş memelerine yapışmış, uçları belirginleşmişti. Onu içeri aldım, peşinden kapıyı kapattım. Söz söylemeden tişörtünü çıkardım. Islak bedenini havluyla kurutmadım. Sadece dilimle. Boynundan başladım, memelerine indim, karnına, bacaklarının arasına… O, ayakta dururken titriyordu. Ben dizlerimin üzerine çöktüm, bacaklarını açtım, dilimi yarığına bastırdım. Yağmur sesi dışarıda devam ederken, içeride sadece onun inlemeleri vardı. Dilimle klitorisini emdim, emdim, emdim… O, bir eliyle saçlarımı tuttu, diğer eliyle memesini sıktı. Birkaç dakika içinde titreyerek boşaldı. Sıcak sıvı dilime aktı. Yuttum. Sonra kalktım, onu kucağıma aldım, yatağa götürdüm. Bacaklarını omuzlarıma aldım, içine girdim. Bu sefer yavaş. Her vuruşta göz göze. O, “Seni seviyorum… Haramidere Esmer seni seviyor…” diye fısıldadı. Ben de aynı kelimeleri tekrarladım. Birlikte yükseldik. Birlikte boşaldık.
Gece boyunca yağmur dinmedi. Biz de dinmedik. Her odada, her köşede, her pozisyonda. O, bazen üstte, kalçalarını sallayarak; bazen altta, bacakları açık; bazen dizlerinin üzerinde, kalçaları havada… Her seferinde ismini söylüyordu. Her seferinde ben de o ismi duydukça daha çok sertleşiyordum.
Sabah olduğunda, yağmur dinmişti. O, yatağın kenarında oturmuş, saçlarını tarıyordu. Çıplaktı. Güneş, esmer tenine vuruyordu. Ben de yanına oturdum. Elini tuttum. “Bu, sadece bir gece değildi,” dedim. O gülümsedi. “Haramidere Esmer, seninle her geceyi yaşamak istiyor.”
O günden sonra, o daire bizim oldu. Her akşam, her gece, her sabah… Tenlerimiz birbirini tanıdı, kokularımız birbirine karıştı, inlemelerimiz duvarlara işledi. O, her orgazmında ismini söylüyordu. Ben de her boşalmada o ismi duyuyordum. Ve her seferinde, o iki kelime dilimde eriyip gidiyordu: Haramidere Esmer.
Yıllar geçti. Ama o ilk gece, o ilk dokunuş, o ilk “daha derin” kelimesi, o ilk inleme… Hâlâ aklımda. Hâlâ tenimde. Hâlâ dilimde. Çünkü o gece, bir isimle başladı ve bir isimle bitti. Haramidere Esmer.
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un canlı ve köklü semtlerinden biri olan Beşiktaş’ın sahil kenarındaki ışıklı caddelerinde, her şey o gece fa...
Samandıra’nın gece serinliği caddeye yayılırken, sarı saçlı kadın sitenin merdivenlerini çıkıyordu. Uzaktan gelen araba sesl...
Şile Sarışın, sarı saçları deniz rüzgârıyla hafifçe savrulurken sahil evinin merdivenlerini çıkıyordu. Şile’nin kumsallarınd...