Esenyurt Sarışın, o akşamüstü metro çıkışında kalabalığın arasından yürürken saçları rüzgârda savruluyordu. İnce bluzu terle yapışmış, göğüslerinin dolgun hatlarını net biçimde belli ediyordu. Gözleri, etrafı tararken o bildik yaramaz ışıltıyı taşıyordu. Birkaç adım ötemde, yol kenarındaki bankta oturan ben, onu ilk görüşte fark etmiştim. Esenyurt Sarışın’ın o kendine has yürüyüşü, kalçalarının her adımda hafifçe sallanışı, ince belinin kıvrımı… Her şey bir anda içimi ateşle doldurmuştu.
Hava ağır ve nemliydi. İstanbul’un yaz akşamı, Esenyurt’un dar sokaklarında daha da boğucu hale geliyordu. Oysa o, bu sıcağa aldırış etmeden, bluzunun düğmelerini birer birer açmış, klavikül kemiklerini ve göğüslerinin üst kısmını sergiliyordu. Göğüsleri, bluzun altında dolgun ve dik duruyordu; meme uçları kumaşa hafifçe sürtünerek belirginleşmişti. Beni fark ettiğinde gülümsedi. O gülümseme, dudaklarının kenarında ince bir vaat taşıyordu.
Yaklaştım. “Yalnız mısın?” diye sordum, sesim olduğundan daha kalın çıkmıştı.
“Şimdilik,” dedi. Sesinde hem temkin hem de bir davet vardı. “Ama yalnız kalmayı pek sevmem.”
Onu yakındaki eski bir sitenin bodrum katındaki daireye götürdüm. Anahtar hâlâ cebimdeydi; yıllardır kullanılmayan o daire, şimdi sadece bizim için varmış gibi duruyordu. Kapıyı kapatır kapatmaz duvara yasladım onu. Ellerim beline sarıldı, dudaklarım boynuna yapıştı. Teni tuzlu ve sıcaktı. Dilim, çene hattından kulak memesine kadar yavaşça gezindi. O, boğazından ince bir inilti saldı.
Bluzunu omuzlarından indirdim. Göğüsleri serbest kaldığında avuçlarıma dolu dolu oturdular. Meme uçlarını başparmaklarımla sıkıştırdım, yuvarladım. O başını geriye attı, saçları omuzlarına döküldü. “Daha sert,” diye fısıldadı. Emir gibiydi. Ben de itaat ettim. Dişlerim bir meme ucunu yakaladı, dilimle çevirirken diğer eliyle diğerini ovdum. Bacakları arasında kıpırdanmaya başlamıştı bile.
Etek ucunu yukarı çektim. Külotu çoktan ıslanmıştı. Parmaklarımı kumaşın üzerinden sürttüm, ıslaklığı hissettim. Sonra külotu yana kaydırdım. Parmağım yavaşça aralandı, sıcacık ve kaygan etin içine girdi. İçerisi dar ve nabız gibi atıyordu. Bir parmağımı tamamen soktum, sonra ikincisini ekledim. O, kalçalarını bana doğru itti, daha derine almak istercesine.
“Parmaklarını kıvır,” dedi. Kısık, ıslak bir sesle. Ben de kıvırdım. Parmak uçlarım o şişmiş, hassas noktaya her değdiğinde bacakları titredi. Diğer elimle saçlarını kavradım, başını geriye çektim ve boynunu ısırdım. O sırada parmaklarım daha hızlı, daha derin hareket ediyordu. İçerisi şapırtılı sesler çıkarıyordu; ıslaklık uyluklarına kadar akmıştı.
Onu yatağa doğru sürükledim. Üzerimdeki tişörtü çıkardım. O da etek ve külotunu aceleyle sıyırdı. Çıplak kaldığında, bacaklarını açtı. Pembe, şişmiş dudakları parlıyordu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Dilimi yavaşça yarıktan yukarı kaydırdım. Tadını aldım; biraz ekşi, biraz tatlı, tamamen ona özgü. Klitorisini dudaklarımın arasına aldım, emdim, dilimle hafifçe vurduğumda o kalçalarını yatağa vurdu.
“Orada… orada kal,” diye inledi. İki elimle kalçalarını kavradım, yüzümü daha sıkı bastırdım. Dilim içeri girip çıktı, sonra tekrar klitorisine odaklandı. Parmaklarımı yeniden soktum, bu sefer üç tane. İçerisi gergindi, etrafımı sıkıyordu. O, saçlarımı yakaladı, kalçalarını yüzüme doğru itti. Her yutkunuşumda, her emişte daha yüksek sesle inliyordu.
Dayanamadım. Pantolonumu indirdim. Sertliğim avucuma çarptı. Onun bacaklarının arasına yerleştim. Başımı ıslak yarığa sürttüm. Birkaç saniye sadece o sıcaklığı hissettim. Sonra yavaşça içeri girdim. Her santimi, o dar kanalın beni sıkmasıyla birlikte. Tamamen gömüldüğümde ikimiz de nefes nefese kaldık.
Hareket etmeye başladım. Yavaş, derin vuruşlar. Her geri çekilişimde neredeyse tamamen çıkıyor, sonra tekrar köküne kadar giriyordum. Göğüsleri her sarsıntıda zıplıyordu. Onları avuçladım, sıkıştırdım. Meme uçlarını parmaklarımın arasında ezerken kalça hareketlerimi hızlandırdım. O, bacaklarını belime doladı, tırnaklarını sırtıma geçirdi.
“Daha sert… lütfen daha sert.”
İtaat ettim. Artık yatağın gıcırtısı, tenimizin şapırtısı ve onun boğuk inlemeleri odada birbirine karışıyordu. Bir elimi boğazına götürdüm, hafifçe sıktım. Gözleri bulandı, ağzı açıldı. İçerisi bir anda daha da daraldı; adeta beni emiyordu. O sırada klitorisini başparmağımla ovdum. Birkaç saniye içinde bütün vücudu gerildi. İçerisi kasılarak şok dalgaları gibi titreşti. O, boğuk bir çığlıkla boşaldı. Islaklık her yere yayıldı; uylukları, çarşaf, benim kasıklarım…
Ama ben durmadım. Hâlâ serttim, hâlâ içindeydim. Onu ters çevirdim. Dizlerinin üzerine çöktürdüm. Kalçalarını yukarı kaldırdım. Arkadan tekrar girdim. Bu sefer daha derindi. Her vuruşta kalçaları avuçlarımın içinde eziliyordu. Bir elimi öne uzattım, yine klitorisini buldum. Hâlâ aşırı hassastı; her dokunuşta irkiliyordu.
“Çok fazla… dayanamıyorum,” diye inledi ama kalçalarını geriye doğru itmeye devam etti. Ben de hızımı artırdım. Derin, sert, acımasız vuruşlar. Ter damlaları sırtımdan onun beline akıyordu. İçerisi yeniden sıkılmaya başladı. İkinci boşalma daha şiddetli geldi. Bacakları titredi, kolları güçsüz düştü. Ben de o sıkışmanın içinde kendimi tutamadım. Derin bir iniltiyle boşaldım. Her kasılmamda sıcaklığımı onun içine döktüm. Ta ki son damlasına kadar.
Bir süre öyle kaldık. Ben hâlâ içinde, o yüzüstü yatmış, nefes almaya çalışıyordu. Yavaşça çıktım. Aramızdaki karışım uyluklarından aktı. Onu yanına çektim. Göğsüme yatırdım. Kalp atışlarımız yavaş yavaş normale dönüyordu.
Ama o gece bitmemişti. Bir süre sonra eli yine aşağı indi. Sertliğimi buldu, avuçladı. “Bir daha,” diye fısıldadı. Gözlerinde hâlâ o aynı açlık vardı. Bu sefer onu kucağıma aldım. Ayaklarım yerde, o bacaklarımı iki yana açmış şekilde üzerime oturdu. Yavaşça indi. Her santimi kendi kontrolünde aldı. Sonra sallanmaya başladı. Göğüsleri yüzüme çarpıyordu; ben de onları emdim, ısırdım. O, belini kıvırarak daha derine iniyordu. Ellerim kalçalarında, tempo ona aitti.
Bu sefer daha uzun sürdü. Ter içinde, nefes nefese, birbirimizin gözlerine bakarak. O, üçüncü kez boşaldığında tırnaklarını omuzlarıma geçirdi. Ben de onu sıkıca tuttum ve tekrar boşaldım. Bu sefer daha az ama daha derin bir boşalmaydı.
Gece boyunca birkaç kez daha birbirimize dokunduk. Bazen sadece parmaklarla, bazen dilimle, bazen tekrar içine girerek. Her seferinde o, Esenyurt’un o sıcak, nemli havasında eriyen bir şey gibiydi; ben de onu içmek isteyen susuzluk.
Şafak sökerken hâlâ çıplaktık. Pencereden sızan ilk ışık, tenindeki kurumuş teri ve benim bıraktığım izleri aydınlatıyordu. O, gözlerini açtı, bana baktı ve gülümsedi.
“Yarın da gelecek misin?” diye sordu.
“Her gün,” dedim.
Ve o andan itibaren Esenyurt’un o dar sokakları, bizim için başka bir anlama gelmeye başladı. Her öğleden sonra aynı sitenin kapısı açılıyor, aynı bedenler birbirine karışıyor, aynı iniltiler duvarlara yapışıyordu. Bazen yavaş ve uzun, bazen aceleci ve vahşi. Ama her seferinde o aynı açlık, aynı ıslaklık, aynı doyumsuzluk.
Bir akşam onu mutfak tezgâhına yatırdım. Bacaklarını omuzlarıma aldım. Bu sefer daha dikey, daha derin. Her vuruşta başı tezgâha çarpıyordu ama şikâyet etmiyordu. Aksine, “Daha… daha sert vur,” diye bağırıyordu. Ben de vurdum. Ta ki bacakları havada sarsılana, içerisi tekrar kasılana, sesi kısılana kadar. Sonra onu ayakta, duvara yaslanmış şekilde aldım. Bir bacağını yukarı kaldırdım. Bu pozisyonda her şey daha dardı, daha sıcaktı. Boşaldığımda o da aynı anda geldi; ikimizin de bacakları titredi.
Başka bir gece ise sadece dilimle saatlerce uğraştım. Onu yatağın kenarına oturttum, dizlerini omuzlarıma koydum ve yavaş yavaş yedim. Klitorisini emdim, dilimle çizdim, parmaklarımı içeride kıvırdım. O, saçlarımı çekerek yönlendirdi. Her boşalışında biraz daha ıslandı, biraz daha şişti. Sonunda yalvardı: “Artık içine gir… lütfen.” Ben de girdim. Bu sefer çok yavaş. Her hareket bilerek, her saniye hissedilerek.
Bazen de o bana hükmederdi. Beni sırtüstü yatırır, üzerine oturur, tempoyu tamamen kontrol ederdi. Göğüslerini yüzüme sürter, meme uçlarını ağzıma verirdi. Kalçalarını ileri geri sallar, bazen tamamen çıkarır, başımı dışarıda bırakır, sonra birden köküne kadar inerdi. O anlarda ben sadece tutunurdum; o ise istediği gibi kullanırdı.
Haftalar geçti. Esenyurt’un o sokakları artık bizim sırlarımızla doluydu. Her buluşmada yeni bir şey deniyorduk. Bir gece onu bağladım. Bileklerini yatağın başucuna, ayak bileklerini ayakucuna. Sonra yavaş yavaş işkence ettim. Dilimle, parmaklarımla, nefesimle. Boşalmasına izin vermeden defalarca eşiğe getirdim. O, yalvarıyordu, küfrediyordu, yalvarıyordu yine. Sonunda serbest bıraktığımda o kadar şiddetli geldi ki gözlerinden yaş geldi.
Başka bir sefer ise o beni bağladı. Ağzıma oturdu, yüzümü kalçalarının arasında tuttu. Ben nefes almaya çalışırken o sallanıyordu. Sonra ters döndü, ağzıma otururken aynı anda beni emdi. O pozisyonda ikimiz de kontrolü kaybettik.
Zamanla bedenlerimiz birbirini ezbere öğrendi. Hangi dokunuşun onu nasıl titrettiğini, hangi derinliğin onu nasıl inlettiğini, hangi ritmin onu en hızlı boşalttığını biliyordum. O da benim her kasılmamı, her nefes alışımı okuyordu. Artık konuşmaya bile gerek kalmıyordu bazen; sadece bakışlarımız yetiyordu.
Bir akşam yağmur yağdı. Camdan sızan sesler arasında onu pencerenin önünde, ayakta aldım. Dışarıda insanlar geçiyordu; biz ise perdenin arkasında, nefeslerimizi tutarak, yavaş yavaş birbirimizi yiyorduk. O, camı tutunmuş, ben arkasından… Her vuruşta cam buğulanıyordu.
Sonunda bir gece, her zamankinden daha uzun sürdü. Saatlerce sadece dokunduk, öptük, yaladık, girdik, çıktık, tekrar girdik. Boşaldık, dinlendik, yeniden sertleştik. Sabaha karşı, ikimiz de tükenmiş halde yatağa uzandık. O, başını göğsüme koydu.
“Bundan sıkılacak mısın?” diye sordu.
“Hayır,” dedim. “Sen oldukça, ben de buradayım.”
Ve gerçekten de öyle oldu. Esenyurt’un o sıcak, tozlu, dar sokaklarında, o eski sitenin bodrum katında, iki beden defalarca, yüzlerce kez birbirine karıştı. Her seferinde biraz daha derin, biraz daha aç, biraz daha doyumsuz.
Esenyurt Sarışın… O isim artık sadece bir kadın değil, bir his, bir koku, bir ıslaklık, bir inilti, bir boşalma anıydı benim için. Ve ben, her akşam aynı kapıya yürürken, o aynı ateşle yanmaya devam ediyordum.
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un canlı ve köklü semtlerinden biri olan Beşiktaş’ın sahil kenarındaki ışıklı caddelerinde, her şey o gece fa...
Samandıra’nın gece serinliği caddeye yayılırken, sarı saçlı kadın sitenin merdivenlerini çıkıyordu. Uzaktan gelen araba sesl...
Şile Sarışın, sarı saçları deniz rüzgârıyla hafifçe savrulurken sahil evinin merdivenlerini çıkıyordu. Şile’nin kumsallarınd...