Bahçelievler Sarışın, akşamüstü güneşi saçlarının arasından süzülürken pencereden dışarı bakıyordu. Rüzgâr, apartmanın balkonundan içeri doluyor, tül perdeleri usul usul oynatıyordu. O akşam Bahçelievler Sarışın için her şey daha yavaş, daha sıcak ve daha tehlikeli görünüyordu.
Kapının zili çaldığında kalbi hızlandı. Ayak sesleri koridorda yankılandı. Kapı açıldı. İçeriden loş bir ışık süzülüyordu. Ayakkabılarını çıkardı. Çıplak ayakları soğuk parkeye değdiğinde omurgasından ince bir ürperti geçti. Salonun kapısı aralıktı. Orada, geniş pencerenin önünde, sırtı şehre dönük bir adam duruyordu.
Cem.
Onu en son bir ay önce, aynı evde, aynı pencerede bırakmıştı. O zaman aralarında bitmemiş bir gece, yarım kalmış dokunuşlar ve hiç söylenmemiş cümleler vardı. Şimdi ise her şey daha ağır, daha keskindi. Cem yavaşça döndü. Gözleri onu süzdü. Uzun, ölçülü, aç bir bakış.
“Geldin,” dedi sesi kısık.
Cevap vermedi. Sadece yaklaştı. Aralarındaki mesafe bir adım kalınca Cem elini kaldırdı, yanağına dokundu. Başparmağı dudağının kenarını okşadı. Bir adım daha attı. Göğsü Cem’in göğsüne değdi. Kumaşların arasından bile ısılarını hissediyorlardı.
Cem eğildi. Dudakları önce alnına, sonra göz kapaklarına, sonra da dudağına değdi. Öpücük yavaştı. Dil uçları birbirine değdiğinde hafifçe inledi. Cem’in eli beline kaydı, kumaşı kavradı, yukarı çekti. Etek ucu kalçalarına toplandı. Soğuk hava çıplak tenine değdi.
“Burada mı?” diye fısıldadı.
“Evet. Burada.”
Cem onu pencerenin kenarına doğru yürüttü. Sırtı cama dayandı. Dışarıda şehrin ışıkları yanıp sönüyordu. İçeride ise her şey hızla ısınıyordu. Cem diz çöktü. Etek ucunu daha da yukarı kaldırdı. Dantelli külotunun kenarını parmaklarıyla yakaladı, yavaşça aşağı indirdi. Kumaş bacaklarından kayıp ayak bileklerine düştü. Bir ayağını çıkardı. Cem öbür ayağını da tuttu, külotu tamamen çıkardı, bir kenara attı.
Sonra ağzını bacaklarının arasına götürdü.
İlk yalama sıcak ve ıslaktı. Belinden bir titreşim geçti. Elleri cama yaslandı, parmakları buğulanmış yüzeye yapıştı. Cem diliyle yavaşça, ısrarla geziyordu. Bazen klitorisini emiyor, bazen dilini içeri sokup kıvrımlarını hissediyordu. Nefesleri hızlandı. Bacakları titriyordu. Cem bir elini kalçasına koydu, onu daha fazla ağzına doğru çekti. Diğer eli ise gömleğinin düğmelerini çözmeye çalışıyordu. Düğmeler birer birer açıldı. Göğüsleri serbest kaldı. Cem bir an ağzını çekti, yukarı bakıp memelerini seyretti, sonra tekrar dilini içeri daldırdı.
İnlemesi yükseldi. “Cem… lütfen…”
Adam ayağa kalktı. Onu kucağına aldı, salondaki geniş kanepeye taşıdı. Üzerine eğildi. Gömleğini tamamen çıkardı. Kendi gömleğini de sırtından sıyırdı. Tenleri birbirine değdiğinde ikisi de aynı anda nefesini tuttu. Cem pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarını indirdi. İç çamaşırını aşağı çekti. Sertliği karnına değdi. Sıcak, ağır, bekleyen.
Elini uzattı, onu kavradı. Başparmağıyla ucunu okşadı. Cem’in gözleri karardı. Dizlerinin üzerine doğruldu, adamı kanepenin kenarına oturttu, sonra eğilip ağzına aldı. Yavaşça. Diliyle altını yaladı, sonra derinlemesine yuttu. Cem’in eli saçlarına gitti, parmakları köklerinden tuttu. Başını yavaşça hareket ettirdi. Tükürük sesleri, ıslak sesler odaya yayıldı. Cem’in nefesleri kesik kesikti.
Bir süre sonra Cem onu geriye doğru yatırdı. Bacaklarını ayırdı. Ucu ıslak girişine dayandı. Bir saniye bekledi. Göz göze geldiler. Sonra yavaşça içeri girdi. İçini doldururken ikisi de aynı anda inledi. Cem tam köküne kadar girdi, orada kaldı. Etrafını sımsıkı sardığını hissediyordu. Sonra hareket etmeye başladı. Yavaş, derin, ölçülü vuruşlar. Her girişte göğüsleri titriyordu. Cem eğilip bir memesini ağzına aldı, dilini ucuna doladı, emerken kalçalarıyla vurmaya devam etti.
Bacaklarını Cem’in beline doladı. Topuklarıyla onu daha derine çekti. “Daha sert…” diye fısıldadı.
Cem dinledi. Vuruşlar hızlandı. Derinlik arttı. Oda cinsel birlikteliğin sesleriyle doldu: ten sesleri, ıslak sürtünme, nefesler, inlemeler. Cem bir elini klitorisine götürdü, parmaklarıyla daireler çizdi. İçi daha da sıkılaştı. Orgazm yaklaştığını hissediyordu. Bacakları gerildi, tırnakları Cem’in sırtına battı.
“Gel… benimle gel,” diye fısıldadı Cem.
Bedeni bir anda kasıldı. Dalga dalga gelen orgazm onu sardı. İçeriden sızan sıcaklık, bacaklarındaki titreme, boğazından çıkan boğuk çığlık… Cem da aynı anda boşaldı. Derin, uzun bir iniltiyle içine aktı. Birkaç saniye hiç kıpırdamadılar. Sadece nefes alıyorlardı. Terleri birbirine karışmıştı.
Cem yavaşça çıktı. Yanına uzandı. Kollarını beline doladı. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu. Başını Cem’in göğsüne yasladı. Dışarıda şehrin uğultusu devam ediyordu. İçeride ise sadece kalp atışları vardı.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Cem parmaklarını beline, kalçasına, uyluğunun içine gezdirdi. Dokunuşlar tekrar canlandı. Nefesleri yeniden hızlandı. Cem’in eli bacaklarının arasına kaydı. Hâlâ ıslaktı. Parmaklarını içeri soktu, yavaşça hareket ettirdi. Bacağını kaldırdı, Cem’in omzuna koydu. Adam parmaklarını daha derin, daha hızlı hareket ettirdi. Başparmağıyla klitorisini ovuşturdu. İkinci orgazmı daha hızlı geldi. Bu sefer sesini bastıramadı. İnlemesi salonda yankılandı.
Cem parmaklarını çıkardı, ıslak parmaklarını dudağına götürdü. Onları emdi. Sonra Cem tekrar üzerine çıktı. Bu sefer daha aceleciydi. Yüzüstü çevirdi, kalçalarını yukarı kaldırdı. Arkadan girdi. Derin, sert, ritmik. Yüzü yastığa gömüldü. Her vuruşta bedeni sarsılıyordu. Cem bir elini boynuna, diğerini kalçasına koydu. Parmakları boynunda hafifçe sıkıyordu. İçi tekrar kasılmaya başladı. Cem hızını artırdı. Son vuruşlarda neredeyse kontrolünü kaybediyordu. İkisi birden boşaldı. Bacakları titredi, Cem’in bedeni üzerine yığıldı.
Sonra yine sessizlik.
Cem onu yanına çekti. Terli bedenlerini birbirine sardı. Parmakları saçlarını okşuyordu. Gözlerini kapattı. Dışarıda Bahçelievler’in gecesi ağır ağır çöküyordu. İçeride ise iki beden, iki nefes, iki kalp hâlâ birbirine tutunuyordu.
Gece boyunca birkaç kez daha birbirlerine dokundular. Bazen yavaş, bazen aceleci. Kanepede, yerde, pencerenin önünde… Her seferinde biraz daha açıldılar, biraz daha derinlere indiler. Sabaha karşı, gri ışıklar odaya süzülmeye başladığında, başı hâlâ Cem’in göğsündeydi. Adamın parmakları usul usul belini okşuyordu.
“Kalacak mısın?” diye sordu Cem, sesi uykulu.
Cevap vermedi. Sadece daha sıkı sarıldı. Dışarıda kuşlar uyanmaya başlamıştı. Bahçelievler’in sabahı yavaş yavaş doğuyordu. Ama içeride, o loş odada, zaman hâlâ yavaş akıyordu. İki beden, iki nefes, ve aralarında biriken her şey… henüz bitmemişti.
Cem elini memesine götürdü. Parmakları ucunu hafifçe sıktı. Nefesi yine değişti. Adam eğilip boynunu öptü, ısırdı, yaladı. Eli Cem’in sertliğine uzandı. Hâlâ sertti. Onu kavradı, yavaşça sıvazladı. Cem inledi. Dizlerinin üzerine doğruldu, adamı yatırdı, üzerine çıktı. Yavaşça üzerine oturdu. İçine alırken ikisi de aynı anda nefes verdi. Kalçalarını hareket ettirmeye başladı. Yavaş, derin, daireler çizerek. Cem’in elleri beline, sonra memelerine gitti. Başını geriye attı. Saçları sırtına döküldü. Ritmi hızlandı. İçerideki sürtünme her hareketle daha da yoğunlaşıyordu. Cem kalçalarını yukarı kaldırarak ona karşılık verdi. Orgazmı bu sefer daha uzun sürdü. Kasılmaları Cem’i de tetikledi. Adam boğuk bir sesle boşaldı. İçi sıcaklığını aldı.
Sonra yine birbirlerine sarıldılar. Bu sefer daha yorgundular. Ama doymamışlardı. Cem’in parmakları hâlâ teninde geziniyordu. Sanki her santimini ezberlemek istiyormuş gibi. Gözlerini kapattı. Dışarıda şehrin uğultusu, içeride ise sadece nefesler vardı.
Gün ağarırken, ışıklar daha netleşirken, yavaşça kalktı. Cem’in gözleri onu izliyordu. Eğilip onu öptü. Uzun, yavaş, derin bir öpücük. Sonra fısıldadı:
“Akşama yine gelirim.”
Cem gülümsedi. Elini uzattı, bileğini tuttu.
“Beklerim.”
Giyinirken Cem hâlâ onu seyrediyordu. Kapıya doğru yürürken bir kez daha döndü. Göz göze geldiler. O bakışta her şey vardı: dün gece, bu sabah, ve henüz yaşanmamış tüm geceler.
Kapı kapandığında, Cem yalnız kaldı. Ama odada hâlâ onun kokusu vardı. Yasemin, ter ve sex. Pencereden dışarı baktı. Bahçelievler’in sabahı yavaş yavaş uyanıyordu. Ama onun için gece henüz bitmemişti.
Akşam olunca yine aynı kapı çalacaktı. Ve her şey yeniden başlayacaktı. Daha yavaş, daha derin, daha doyumsuz…
Bomonti’nin dar sokaklarında yürürken, akşamın nemli havası tenime yapışıyordu. Bomonti’nin eski bina...
Harbiye’nin dar ve kalabalık sokaklarında yürürken, akşamın ılık rüzgârı tenime çarpıyordu. Harbiye’n...
İstanbul’un moda ve gece hayatıyla ünlü semti Osmanbey’in ışıklı caddelerinde, her şey “osmanbey escort” a...
İstanbul’un Boğaz kıyısındaki en bilinen semtlerinden biri olan Ortaköy’ün cami ve sahil kenarındaki ışıklı sokakların...
Çerkezköy Vip’in loş, modern odasında, Trakya’nın gece sessizliği uzaktan hissedilirken Elif, o gece ilk kez kendini b...
İstanbul’un kalbinde, Şişli’nin neon ışıklarıyla aydınlanan dar sokaklarında geçen o gece, her şey “şişli escort&rd...
İstanbul’un hareketli semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’ün gece ışıkları altında, her şey “mecidiyeköy escort&rdqu...
İstanbul’un canlı ve köklü semtlerinden biri olan Beşiktaş’ın sahil kenarındaki ışıklı caddelerinde, her şey o gece fa...
Samandıra’nın gece serinliği caddeye yayılırken, sarı saçlı kadın sitenin merdivenlerini çıkıyordu. Uzaktan gelen araba sesl...
Şile Sarışın, sarı saçları deniz rüzgârıyla hafifçe savrulurken sahil evinin merdivenlerini çıkıyordu. Şile’nin kumsallarınd...